Son Dakika
DEZENFEKTAN STANDLARINDA EN İYİ HİZMET ABD'de korona salgınında can kaybı 98 bin 706'ya yükseldi ABD'de korona salgınında can kaybı 90 bin 996'ya yükseldi ETKİNLİK VE KONGRE STANDLARINDA EN İYİ HİZMET Dün duyurulmuştu! Yoğun ilgiden dolayı başvuru sayfası kilitlendi DEPREM SONRASI TAŞINAN TAŞINA Yabancıya konut satışında tarihin en iyi ilk çeyrek rakamları görüldü Kocaeli Bilişim Fuarı Açılıyor... YENİ DOĞU Reklam “İşiniz Tam zamanında” sloganı ile Üretime devam... İSTANBULDA VE İZMİRDE DEPREM
MAPS MAGAZİN
DEZENFEKTAN STANDLARINI SİZİN İÇİN ÜRETİYOR
DEZENFEKTAN STANDLARINI SİZİN İÇİN ÜRETİYOR
 
İPHONE 11 ZİRVEDE
İPHONE 11 ZİRVEDE
 
Milyonların beklediği oyun VALORANT, 2 Haziran’da tam sürümüyle çıkıyor
Milyonların beklediği oyun VALORANT, 2 Haziran’da tam sürümüyle çıkıyor
 
Koronoda Türkler Bağış Yaptı
Koronoda Türkler Bağış Yaptı
Temel Aksoy yeni yazı : Pazarlamaya Övgü
 

Temel Aksoy yeni yazı : Pazarlamaya Övgü

Türkçe’de “pazarlama” denince çoğu insanın aklında olumsuz çağırışımlar beliriyor. Pazarlama yapmak “allayıp pullamak” gibi hatta müşteriyi yanıltmak gibi algılanıyor. Bu yüzden pazarlama mesleğinin itibarı pek yüksek değil. Ayrıca çoğunluk pazarlamayı kapıdan kapıya ürün satmakla karıştırdığından işin içinden çıkmak iyice zorlaşıyor.

29 Eylül 2012 Cumartesi 16:56
Yazdır

Aynı terimin İngilizcesi daha makbul. "Marketing"  pazarlamadan daha itibarlı ve hiç kuşkusuz çok daha havalı algılanıyor. Ama marketing'in de dünyada bizdeki pazarlama kadar olmasa bile epey bir sorunu var. “Pazarlama” hukuk ya da tıp kadar itibarlı bir meslek olarak görülmüyor.

 

Türkiye'de de dünyada da pazarlama ya da marketing yapanlar, kendi çıkarlarını düşünen, toplumu yanıltıp gereksiz tüketime sevk eden insanlar olarak algılanıyorlar.


Marketlerin raflarını dolduran binlerce ürün ve markanın varlık sebebinin pazarlamacılar olduğunu zanneden insanlar bile var. Onlara göre, pazarlamacılar önce yeni ihtiyaçlar “uyduruyorlar” sonra bu ihtiyaçları karşılayacak ürünler pazarlıyorlar. Bizler de aslında hiç ihtiyaç duymadığımız ürünleri satın almak için debelenip duruyoruz. Sırf bu nedenle iki yakamız bir araya gelmiyor. Suçlusu hep bu pazarlamacılar!


Tüketim toplumunda ihtiyaçların medya tarafından belirlendiği ve insanların gerçekten neye ihtiyaç duyduklarını bilemediklerini iddia eden birçok sosyal bilimci var. İçlerinde Baudrillard‘ın da olduğu bu düşünürlere göre, “post-modern tüketici”, salt mutluluk peşinde koşan, anında tatmin isteyen, içerik yerine biçime daha çok ilgi duyan, kendisini tüketime dolayısıyla sömürülmeye hazır hale getirmiş bir insandır.


Bu "sömürü düzeninin" motoru da pazarlamadır. Pazarlama ortada hiçbir ihtiyaç yokken yarattığı ürünleri satabilmek için tüketicilerin gözlerini boyayarak onları sömüren insafsız bir yöntemdir.


 

Gerçekten de içinde yaşadığımız bu düzenin “karanlık yüzü”  vardır. Elbette hiç “ihtiyacımız” olmayan bazı ürünleri tükettiğimiz doğrudur; ama bana göre pazarlamanın çok daha büyük bir aydınlık yüzü vardır ve pazarlamanın bu yüzü çok daha güzel ve övgüye değerdir.


Şirketlerin kendi çıkarlarını gözettiklerini hepimiz biliyoruz; ancak şurası da bir gerçek ki yaratıcı girişimcilerin zekâsıyla ortaya çıkan ürünler hepimizin hayat standardını yükseltir ve zenginleşme sağlar.  Pazarlamanın “icat ettiği” her yeni fikir ve ilerleme çalışanlara daha iyi işler, daha yüksek ücretler, müşterilerin de beklenti ve ihtiyaçlarına uygun ürünler yaratır.


Böylelikle ister üretici ister tedarikçi ya da müşteri olsun ilgili bütün taraflar (paydaşlar) pazarlama yolunda atılan adımlarla ilerler ve yaratılan değerden faydalanır. Zaten ortaya çıkan bu değer sadece tek bir şirketin zenginleşmesi anlamına gelmez; kolektif bir çabayla, farklı değer ortaklarının bir araya gelmesiyle yaratılır ve doğal olarak da sayısız şirket ve insanın daha iyi bir duruma gelmesine, zenginleşmesine katkıda bulunur. Bu düzen içinde hiçbir şirket sadece kendi çıkarını gözeterek uzun vadede bir başarı sağlayamaz. Bir şirketin çıkarı aslında ilgili bütün tarafların (paydaşların) ve toplumun çıkarını gözetmesini gerektirir. Bir şirket ancak böyle davrandığı zaman sürdürülebilir bir düzen kurmuş olur. (Toplum Sosyal Sorumluluğu Devletten Değil, Şirketlerden Bekliyor)


Çoğu insan pazarlamanın derinlikli bir felsefeden de yoksun olduğu zanneder. Onlara göre pazarlama içi boş, sığ imajlar üreten ve bu imajları özendirici reklam kampanyalarıyla sunan bir meslektir; felsefeden yoksun olduğu gibi, insanların markaları kulanarak birbirlerine hava atmalarını teşvik eden bir iştir.


Ben de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde asistanlık yaptığım yıllarda pazarlama mesleğini küçümserdim. O zamanlar bana göre pazarlama, akademik birikimi olan birisi için, kısa bir otobüs yolculuğunda öğrenilebilecek kadar basit bir uygulama alanıydı. Ekonomi gibi "asil" bir bilim dalıyla kıyasladığımda pazarlamayı, pek değeri olmayan ve insanları yanıltıp boş yere para harcatan bir meslek olarak görürüdüm

Ne kadar yanıldığımı bu mesleğin içine girdiğimde anladım.


Pazarlama, “insan ihtiyaçlarını tatmin etmek” üzerine kurulu bir disiplindir. Pazarlamanın amacı insan için değer yaratmaktır. İlgi alanı sadece şirketlerle sınırlı değildir. Siyasi partiler, spor kulüpleri, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, devletler, ülkeler pazarlamadan faydalanırlar. Pazarlamanın ilgi alanı hayatın ta kendisidir; vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Birçok fikrin pazarlama felsefesiyle daha iyi anlatılabileceği, kemikleşmiş önyargıların ve davranışların insan odaklı bir pazarlama yaklaşımıyla değiştirilebileceği düşünülürse pazarlamanın  önemi çok daha iyi anlaşılır.


Yaşamımızın hemen her alanına girmiş olan pazarlama, mal ve hizmetlerin de ötesinde fikirlerin, kişilerin ve mekânların insanlarla buluşmasına yardım eder. Gereksiz tüketimin karşısında olan “gönüllü sadelikten” “meme kanserinden korunmaya”, “az gelişmiş ülkelerin desteklenmesinden” “daha demokratik toplumlar yaratmaya” kadar çeşitli fikir, girişim ve proje pazarlama yoluyla hayata geçer.


Philip Kotler, pazarlamanın “insanların yeni bir davranış edinmesi, eski davranışını belirli bir yönde değiştirmesi ya da tümüyle eski davranışını terk etmesi için yapılan çalışmaların tamamı olduğunu” söyler.


Şurası bir gerçek ki insan davranışını değiştirmek hiç de kolay bir şey değildir. İnsanlar bilinçsiz koyunlar gibi bir inançtan ötekine, bir davranıştan diğerine sırf pazarlamacılar öyle istiyorlar diye geçmezler.


İnsan ancak kendisi için en iyi çözümü bulduğu zaman tavır ve davranışlarını değiştirir. İşte insanın “en iyi” olarak benimseyeceği “çözümü” bulmak pazarlamacıların görevidir. Bu nedenle pazarlama insan ihtiyaçlarına çözüm bulabilmek için birçok bilim dalından yararlanır. Antropoloji, psikoloji, sosyoloji, sosyal psikoloji ve dilbilim gibi bilim dalları, pazarlamanın en çok yararlandığı bilim dallarıdır. Pazarlama bunları bir potada eriterek insanı sadece tüketici kimliğiyle değil, tüm farklı kimlikleri ve rolleriyle anlamaya çalışır. Yapılan yatırımlarının verimli olması için pazarlamanın öncelikle insanı doğru anlaması sonra da ürün ve hizmetleri bu anlayışla yönlendirilmesi şarttır. Böyle bir bakış açısından bakıldığında pazarlamanın aslında hiç de sığ olmayan, aksine çok derinlikli bir iş olduğu çok iyi anlaşılır.


Değer yaratmayan bir pazarlamadan bahsetmek mümkün değildir. Eğer değer yaratmıyorsa bunu yapanlar pazarlama değil şarlatanlık yapıyor demektir. Şarlatanlık bilindiği gibi sadece hekimliğin değil her mesleğin yüzkarasıdır ve hiçbir mesleğin şarlatanları o mesleği hakkıyla yapanları bağlamaz.


Pazarlama insana "fayda yaratmak" üzerine temellenen bir iştir. Pazarlama insanın yaşadığı ortamda hangi duygu ve düşüncelerle neyi, neden yaptığını ya da yapmadığını anlamaya çalışan ve buna göre çözümler üreten bir disiplindir.


Pazarlama rekabeti artırır ve fiyatların düşmesiyle alışverişin de demokratikleşmesini sağlar. Her geçen gün karşımıza hemen her alanda daha fazla seçenek çıkması pazarlama faaliyetlerinin sonucudur. Bu şekilde sadece pazarlar büyümekle kalmaz, yeni teknolojiler keşfedilir, yan sanayi desteklenmiş ve üretime destek veren reklamcısından perakendecisine, araştırmacısından marka hukukçusuna kadar çeşitli meslek erbabına fırsat tanınmış olur. Bu durumdan en karlı çıkan her zaman tüketici yani toplumun kendisi olur.


Her çeşit savurganlık ve israfın karşısında olmak; göz boyamayı, aldatmayı, içi boş ürünlerle haksız kazanç elde etmeyi reddetmek iyi bir pazarlamacı olmakla çelişmez. Dengeli ve sürdürülebilir bir tüketim düzeni ve tatmin olmuş, güven duyan müşteriler yaratmak iyi bir pazarlamanın en çok istediği sonuçtur.


Ber pazarlama sayesinde insanı ve toplumu tanıma ve anlama imkanı buldum. İnsanlara ve şirketlere faydalı bir iş yaptığımı düşünerek mutlu oldum. Bu işin bana öğrettiği yöntemler sayesinde Türkiye’nin büyük markalarına destek verdiğim gibi kendi fikirlerimi de etkili bir şekilde anlatmanın yollarını keşfettim.


Ben her zaman pazarlama işiyle uğraşıyor olmaktan gurur duydum ve bu işi yapmaktan çok büyük keyif aldım..

Pazarlama bana bu imkanı verdiği için kendimi hep çok şanslı hissettim.

 

“Kaynak: Temel Aksoy – www.temelaksoy.com”

Anahtar Kelimeler: Temel Aksoy , pazarlama, marketing, pazarlama yönetimi, post-modern pazarlama, pazar hakimiyeti
Bu haber toplam 3631 defa okunmuştur
Haber Yorumları
Yorum Ekle
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun.
 Diğer Haberler
 
YazarlarHava Durumu
Havadurumu
Misafir YazarlarFinans
İMKB 100
77.987
USD ALIŞ
3.0800
USD SATIŞ
3.1000
EURO ALIŞ
3.3900
EURO SATIŞ
3.4150
POUND ALIŞ
3.7530
POUND SATIŞ
3.8160
ALTIN ALIŞ
125.2200
ALTIN SATIŞ
126.3200
Namaz Vakitleri
İmsak
05:57
Güneş
07:37
Öğlen
13:28
İkindi
16:32
Akşam
18:59
Yatsı
20:27
Fotogaleri
Tarihte Bugün
Çok Okunanlar
Hava Durumu
Havadurumu
Hakkımızda | Künye | Reklam | İletişim | RSS
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Haber Sitesi Kur